Foucault’nun Diyalektik Eleştirisi
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Diyalektik, modern felsefenin hem yöntemsel hem de ontolojik ufkunu belirleyen en güçlü düşünme biçimlerinden biri olarak, özellikle Hegel’le birlikte sistematik bir form kazanmış ve tarih, özne ve hakikat tasarımlarını derinden etkilemiştir. Foucault ise özellikle, Hegelci diyalektiği teleolojik, bütünleştirici ve indirgemeci bir düşünme tarzı olarak değerlendirmiş; mücadele ve çatışmayı önceden belirlenmiş kavramsal şemalar içine hapseden bir yöntem olarak eleştirmiştir. Ona göre diyalektik, tarihsel alanın olumsallığını, tekilliğini ve süreksizliğini çelişki ve uzlaşım mantığı içinde soğuran kapalı bir sistem işlevi görmektedir. Bununla birlikte, Foucault’nun iktidar–direniş ilişkisine dair analizleri, paradoksal olarak diyalektik düşüncenin belirli yapısal unsurlarını yeniden üretmektedir. İktidarın direnişi üretmesi, direnişin de iktidarı dönüştürmesi biçiminde işleyen bu süreç, çelişki ve olumsuzlama mantığından bütünüyle kopmuş değildir. Bu durum, Foucault’nun diyalektik karşıtlığının salt bir reddiyeden ibaret olmadığını, aksine diyalektik mirasla girilmiş karmaşık bir hesaplaşmayı içerdiğini göstermektedir. Bu doğrultuda çalışmamızda, Foucault’nun diyalektik karşıtlığının felsefi gerekçeleri incelenmekte; Hegel ve özellikle Adorno’nun negatif diyalektiğiyle kurulan örtük yakınlıklar ortaya konulmaktadır. Böylece, Foucault’nun diyalektiği bütünüyle reddetmekten ziyade, onu belirli bir biçimiyle —teleolojik ve uzlaştırıcı diyalektik anlayışıyla— hedef aldığı; buna karşılık kendi düşüncesinde işleyen çatışma, olumsuzlama ve karşılıklı bağımlılık ilişkilerinin, diyalektiğin başka bir biçimde yeniden işlemesi olarak okunabileceği gösterilmekte ve Foucault’nun diyalektik karşısındaki konumunu yeniden değerlendirilmektedir.










